Anne ile bebeğin yakınlığı ve uyuşması kadar aralarındaki ilişkinin sürekli olması da önemlidir. Bakıcıların durmadan değişmesi sevgi görse de çocuk için tedirgin edici olmakta güven duygusunu sarsmaktadır.

Genellikle ilk 3 yaşta çocuk annesinin geçici ayrılığına bir kaç hafta dayanabilir. Bebeklik çağında bu ayrılığın bir haftayı geçmemesi doğru olur. 4-5 yaş çocukları tanıdık bir kimse yanında anne ayrılığına 1-2 ay süre ile dayanabilirler. Bu ayrılık kalıcı bir iz bırakmaz. Ancak çocukların tepkileri çok değişiklik gösterir. Bu anne ile ilişkisinin sıkılığına yanında kalacağı kişi ile önceden olan iletişimine bağlıdır.

Aslında her çocuk anne ayrılığına ağlamayla tepki gösterir. Huysuzlaşır ve hırçınlaşır. Bir aylık gezi için çocuklarından ayrılan anne babalar döndüklerinde çocuklarının kendilerine uzak durduğunu görüp şaşırabilirler. Çocuk sanki anne ve babayı unutmuş dönüşlerini yadırgamıştır. Ancak bir süre sonra koşarak anne ve babasına sokulur. Bu kez anneyi her yerde izlemeye alır. Yanından hiç ayrılmak istemez. Geceleri de birlikte yatmaya çalışır. Bu davranış annenin yeniden gideceği korkusuyla çocuğun kendini savunma yöntemidir.

Özellikle 6.aydan sonra annenin birden ayrılışı (hastaneye yatış ve ya zorunlu nedenlerle) ortaya çok ağır belirtiler çıkartmaktadır. Bebekte sürekli ağlamalar ve tedirginlik başlar. Yemekten içmekten kesilir, uykusu bozulur, kusmalar ve ishal görülebilir. Bebeğin gelişmesi duraklar. O güne kadar canlı ve neşeli olan çocuk durgunlaşır. Annenin ayrılık süresi 1-2 ayı geçerse çocukta çevreye karşı ilgisizlik ortaya çıkar. Ağlamalar yerini iniltilere bırakır. Bakışları donuklaşır. Bir profesör bu duruma bebeklik depresyonu adını veriyor. Peki bu tepkilerin anlamı nedir ? Çocuk, annesinin gidişini öncelikle tepki vererek karışılıyor. Sonra da yasını tutuyor. Ancak umudu kesilince , ruhsal çöküntüye uğruyor ve içine kapanmaya başlıyor. Bu içe kapanış anne-bebek ilişkisinin çok sıcak olduğu durumlarda daha da belirgin oluyor. Doğaldır ki annenin yerini alan kimse yabancı değilse bu belirtiler daha hafif geçmektedir.

Bu gözlemlerde ilginç olan nokta şudur. Anne ilk 3 ayda geri dönerse bebek kısa sürede eski sevincine ve canlılığına kavuşur. Duraklayan gelişmesi yeniden hız kazanıyor. Ancak 3-5 aydan uzun süren ayrılıklarda bebeğin kendini toparlaması çok güç oluyor.

Kuşlar ve memeli hayvanların dişleri yavrularını özenle besler, bakar ve savunurlar. Bu gözlemlere dayanarak,annelik yeteneğinin içgüdüsel olduğunu söyleyebiliriz. Anneliğin, içgüdüsel ya da doğuştan gelen bir temeli olsa da öğrenimle çok ilgili olduğunu gösteren kanıtlar vardır.

Örneğin; annelerinden ayrı olarak kapalı bir yerde büyütülen maymun yavrularının iyi gelişmedikleri daha tedirgin ve içe kapanık oldukları gözlenmiştir. Bu yavru maymunlar belli bir süre sonra sürüye katıldıklarında oyun oynamamış ve yaşıtlarından uzak durmuşlardır. Erişkin çağda ise bu maymunların cinsel ilişkiden kaçtıkları gözlenmiştir. Zorla çiftleştirme sonucu yavrulamışlar ancak doğumdan sonra yavrularına bakmadıkları yanlarından itip uzaklaştırdıkları görülmüştür. Bu analar daha da ileri gidip emmek isteyen yavrularını ısırıp tekmelemişlerdir. Bu davranışın tek bir açıklaması vardır. Kendisi anne sevgisinden yoksun büyümüş olan maymunda annelik yeteneği gelişmiyor. Genel olarak toparlarsak insan veya hayvan her canlı annesinden ayrıldığında gelişiminde çeşitli olumsuzluklarla karşılaşılır.