Bütün memeliler içinde en uzun bakım gerektiren yavru insan yavrusudur.

İnsan yavrusunun kendi kendine yeterli duruma gelebilmesi, uzun yıllar bakılıp beslenmesi ve korunmasıyla  gerçekleşir. Oysa pek çok hayvan yavrusu, doğumdan kısa bir süre sonra kendi türünün olgunluk düzeyine ulaşır. Süt çocuğunun yanlız gelişmesi değil, sağ kalabilmesi de özenle bakılmasına bağlıdır. Bu özellik insanoğlunun en gelişmiş ve en yetenekli canlı varlık oluşuyla ilgilidir. Ancak insan yavrusu yapısının karmaşıklığı ve yeteneklerinin üstünlüğü ölçüsünde çabuk örselenebilen bir yaratıktır.

Beslenme ve bakımın yetersiz kaldığı durumlarda bebeğin gelişmesi bozulmakla kalmaz, yaşaması da güçleşir. Ülkemizde doğan her bin çocuktan 150'sinin birinci yıl içinde ölmesi bu gerçeği vurgular. Uygun koşullarda ise süt çocuğu hızlı büyüme ve gelişme gösterir. Örneğin: 3,5 kilogram ağırlığında doğan bir bebek 6. ayın sonunda doğum ağırlığının 2 katına, birinci yıl sonunda ise 3 katına ulaşır. Boyu 12 ay sonunda doğum boyunun yarı katı uzar. Baş çevresi ayda 1 cm büyür. Beyin ağırlığı 350 gramdan 1. yaşta 900 grama kadar ulaşır. Güçsüz bir canlı olarak doğan bebek 1. yaş sonunda kollarını, bacaklarını kullanan, yürüyen, konuşan ve kendi kişilik özelliklerini gösteren bir canlı varlığa dönüşür. Bu nedenle süt çocukluğu beden gelişmesi gibi ruhsal gelişme açısından da en önemli dönemdir.

Gözlemler doğumdan sonraki ilk yılda beslenme ve bakım yanında anne ile bebek arasında ki duygusal ilişkinin  sanıldığından çok daha önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Bu dönemde yavrusunun gereksinimleri çok sade olmakla beraber bunların yetersiz  karşılanması sonradan giderilmesi çok güç olan olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Başka bir deyişle, beden sağlığı gibi ruh sağlığının da temelleri ilk yıl içinde atılmaktadır.

Çocuğun ilk aylardaki yaşamı, hamilelik dönemindeki yaşamından pek farklılık göstermez. Günün büyük bir bölümü uykuda geçer. Ancak acıkınca ya da sıkıntısı olunca uyanır. Doyurulup sıkıntısı giderilince yeniden uykuya dalar. Başka bir deyişle çocuğun algısı çevreye değil kendi içerisine dönüktür. Kendi bedeninden gelen uyarılara karşı duyarlıdır. Bebek uyanıklık döneminin gittikçe uzamasıyla birinci aydan sonra dışa dönmeye başlar. Gereksinimlerinin bekletilmeden karşılanmasını ister. Ağlayınca tüm bedeniyle ağlar. Terler, çişini kaçırır, sarsılır. Çığlıklarıyla herkesi başına toplar. İstekleri öncelikle yerine getirir. Bebek bencil ve doymaz bir varlıktır. Kimseye uymaz, herkes ona uymak zorunda kalır. Bu bakımdan ağlama,b ebeğin en güçlü silahı ve tek anlatım aracıdır.

Bebek gereksinimleri düzgün aralıklarla karşılandıkça beklemeyi öğrenir. Avaz avaz bağırmak yerine daha az gürültüyle ağlayarak anneyi yanına çağırır.

Denemeyle öğrenmiştir ki, acıkınca doyurulmakta sıkıntısı olunca giderilmektedir. Bebeğin tepkilerine duyarlık kazanan anneler, zamanla ağlamanın niteliğinden altını ıslattığını acıktığını ya da kucağa alınmak istediğini ayırt edebilir.

Gereksinimlerin böyle sürekli ve yeterli olarak doyurulması bebekte güven duygusu geliştirir. Çocukluk yıllarında ana babanın sevgisi koruması ve desteğiyle pekişecek olan bu güven duygusuna temel güven adı verilir. Doğaldır ki bebeğin yetersiz ve düzensiz doyurulması çağrılarının sürekli olarak karşılıksız kalması onda karşıt duygunun güvensizlik duygusunun yerleşmesine yol açar.

Gözleri iyi seçmeyen kulakları sadece gürültüleri algılayan ellerini kullanamayan bebek çevresini ağzı yardımı ile tanır. Yumuşak ve tatlı nesneleri ağzında tutar. Katı ve acı nesneleri çıkarır ya da tükürür. Yanağına değen her şeye dudaklarını uzatıp ağzına almaya çalışır. Karnı doyduktan sonra da emziğini ya da parmağını büyük bir hazla emer. Emme duygusu bu dönemde o kadar güçlüdür ki uykuda dahi devam eder. Uykuya yatınca emme hızlanır dalışı kolaylaştıracak bir gevşeme sağlar. Ağzından emziği çekilen bebek uyanır ve ağlamaya başlar. Tekrar emziğine kavuşuncaya dek ağlamaya devam eder. Memeden kesilen bebek katı besinleri yiyecek durumda olsa da günlerce tedirgin olur. Memeyi ya da emziğini arar. Bu iki yeteneği dışında tümden bağımlı ve çaresizdir. Temel gereksinimlerinin karşılanması bakımından pasiflik içindedir.

Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebek anneyi ayrı bir kişi olarak değil kendisinin uzantısı gibi düşünür. Anne memesi onun için ayrı bir organ değildir. Aksine kendi bedeninin ayrılmaz bir parçası gibidir. Bebek annenin memesini emdiği gibi parmağını da emer. Anne ile kendisi arasında sınır tanımaz. Öte yandan anne de bebeği ayrı bir canlı gibi değil etinin canının bir parçası olarak görür.

2. ayda anne yavaş yavaş ses görüntüsü ve sıcaklığı ile yavsunun gözünde ayrı bir kişi olarak fark edilmeye başlar. Bebeğin anneyi tanıması üçüncü aya doğru dıştan görünür duruma gelir. Annenin gelişini çeşitli hareketleriyle belli etmeye başlar. Bebeğin anneyi böyle karşılaması annenin farklı bir kişi olarak görmeye başlaması anne de ruhsal bir doyum sağlar. Gittikçe koyulaşan bir sevgi bağı oluşur. Anne ile bebek arasında ki tek yönlü bağ gerçek bir ortak yaşama dönüşür. Bu ortak yaşam ileri yıllarda gittikçe azdır. Ama tümden silinmeksizin çocukluk yılları boyunca sürer. Özellikle yürümeye başlayınca bebeğin ayrı bir kişilik kazanması yani birleşmesi ile ortak bağın gevşemesine olanak sağlar. Çocuk kendini de ayrı bir varlık bir birey olarak görmeye başlar. Ancak fiziksel ve ruhsal gereksinimleri için daha uzun süre annesine bağımlı kalır. Erişkin çağda ise kişiler annelerine bağımlı olmaktan çıkmışlardır. Ancak duygusal bağ sürdürülmektedir. Bağımlılık birine dayanmayı sığınmayı ve güçsüzlüğü belirtir. Bağımlılık ise karşılıklı ve eşit duygusal ortaklıktır.

İlk aylarda çocuk tam alıcı ve edilgindir. Bebeğin oturması ve elini kullanması 6. ayda dişlerinin çıkmasıyla etkinliğe doğru bir gelişme olur. Bebek anne memesini ısırarak ya da elindeki süt şişesini atarak güçsüz olmadığını belli eder. 6. aydan sonra başka bir değişme olur. İlk aylarda kim kucak açarsa ona giden bebek tanımadığı kişilere gitmemeye başlar. Yabancılara kuşkuyla bakar. Kucağa alınmak isteyince annesine sıkı sıkı sarılıp ağlamaya başlar. Yabancı korkusu ya da ayrılık endişesi olduğu için böyle tepki verir. Onun için anne en güvenilirdir. Bu durum azalarak özerklik döneminde de sürer. Sonraki yıllar da anne çocuğun yaşamının ekseni olmaktan çıkmaz. Bu nedenle ortak yaşamın iyice belirgin olduğu ilk yıllar da anne ayrılığı çocuk için en örseleyici olaydır.