Çocuğun bakımı ve ruhsal gereksinimi üzerine çevrede birçok olumsuz yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumlara şahit olan çalışan annelerin tedirgin olmaları doğaldır.

Çalışmak zorunda olan anneler aslında hep tedirgindirler. Çocuğuma iyi anne olabiliyor muyum? Olamıyor muyum? sorusunu kendi kendilerine durmadan sorarlar. Haksız da değillerdir. Bir yandan çalışma öte yandan evi çekip çevirme sorumluluğu çalışan anneyi bunaltır. Hele eşinden yeterli destek görmüyorsa işi daha da çetinleşir. Anne çocuğa güvenilir bakıcı bulmak işi, bırakıp gidenler yerine yenisini aramak bu arada kocasının gereksinimlerini karşılamak zorundadır. Bu nedenle çalışan anne sürekli gergin ve yorgundur. Yakında oturan bir anneanne veya babaanne yoksa annenin çalışabilmesi gerçekten büyük bir sorundur.

Gönül isterdi ki küçük çocuğu olan anneler yarım gün çalışma olanağı bulsunlar. Özellikle bebekli annelere ülkemizde tanınan olanaklar çok yetersiz seviyede. İş yerlerinde gündüz yuvalarının azlığı, doğum yapan annelere verilen iznin kısalığı düşünülürse çalışan annelerin tedirginliği daha iyi anlaşılabilir.

Çocuğa gereken önemi veren toplumlarda anneye sayısız kolaylıklar sağlanmıştır. Kimi ülkelerde bebek bir yaşına gelinceye kadar anne ücretli izinde sayılmaktadır. Çocuk yetiştirmiş 45-50 yaşlarında bir kadına erken emeklilik hakkı tanımak kimsenin yararına değildir. Ama çocuklu annelere ilk yıllarda sağlanacak kolaylıklar geleceğin kuşakları için önemli bir yatırımdır.

Çalışan annelerin durumları ne denli güç olsa da umutsuz değildir. Hele annelik yönünden kaygılandıkları ölçüde kötü değildir. Annelikte önemli olan çocukla geçirilen sürenin uzunluğu değildir. Bundan daha önemli olan ilişkinin niteliği ve sürekliliğidir. Çalışan pek çok anne çocuklarına ayırabildikleri sürede yeterli ilgi ve sevgiyi verebilmektedir. Günlerini çocuklarıyla çekişerek geçiren bir annenin bütün gün evde kalması neye yarar ?

Anne meslek eğitiminden geçmiş bir kadınsa, çocuklarının bakımını da aksatmıyorsa, neden çalışmasın? Çocuk Ruh Sağlığı  bölümünde çocuğu anaokulu veya ilkokul çağına gelmiş olan annelerin çalışmaları özellikle önerilmektedir.

Yüksek öğrenimden geçmiş ama mesleğini uygulayamayan ev işlerinden çok bunalan annelerin bu yönden destekleniyor olması doğru olur. Çalışmakla mutlu olan bir kadın ev işlerini düzene koymuşsa annelik rolünde daha başarılı olabilir. Ancak annenin çalışması karı-kocanın durumlarını tartarak verebilecekleri ortak bir karar olmalıdır. Başka bir deyişle anne evi ile işi arasında bölünüyor çok yoruluyor ve eşinden de destek almıyorsa küçük çocuklar olumsuz yönde etkilenir.

Yurdumuzda sık sık görülen sakıncalı bir uygulamadan söz etmeden geçmeyelim: Kimi çalışan eşler doğumdan kısa bir süre sonra bebeği anneanne ya da babaannenin eline bırakırlar. Anne ve baba çocuğu ya her akşam ya da haftada bir kaç kez görmeye giderler. Bu durumda çocuk anne ve babadan uzaklaşır. Ona bakan kişiye bağlanmaya başlar.

Çalışan annelerden çocuğunu farklı bir kentte bulunan yakınına bırakıp büyütenlerde vardır. Bu daha da sakıncalı bir durumdur. Çocuk sevgiden yoksun kalmaz ama kendi anne babasına olan duyguları soğumaya başlar. Bir kaç yılın ardından evine geldiğinde alıştığı yeri arar. Böyle birbirinden uzak kalan çocuklarla anne ve babalarını yeniden kaynaşabilmeleri çok güç bir durumdur. Hele ki bir de kardeşi olmuşsa çocuk neden kardeşinin değilde kendisinin yuvadan uzaklaştırıldığını sorgulamaya başlar. Acaba daha mı az seviliyorum diye düşünür. Bakımı üstlenmiş olan anneanne ya da babaanne aynı kentte ise anne babaya düşen en önemli görev her akşam çocuklarını yanlarına almalarıdır. Çocuk hafta sonlarını ve akşamlarını kendi evinde anne ve babası ile geçirdiği taktirde evinden kopmamış olacaktır.